Mandıra Filozofu

Genel, Hayat Yorum Ekle

Dün Mandıra Filozofuna gittik. Filmin fragmanını ilk izlediğimde “aaaa Doruk bu ayolll” diyerek, katılarak gülmüştüm filozof tiplemesine…Şimdi filmi izledikten sonra ise acı gerçekleri yeniden suratıma vurduğu için hüzünlüyüm. Filmde anlatılanlar son bir kaç senedir üzerine sıkça düşündüğüm konulardı. Hayat, yapmak istediklerim, kapitalizmin üzerimizdeki etkisi, doğa ve insan…Bu hisler yogaya başladığımda daha fazla arttı. Daha fazla sorguladım, döndüm, dolaştım, düşündüm; neden bu dünyadayız, ne yapmalıyız, neden çalışıyoruz, hayattaki amacımız ne, para gerçekten gerekli mi diye…Televizyonun yok ondan bunları düşünmeye daha fazla fırsatın oluyor diyenler oldu, bir televizyon al, bak aklından geçiyorlar mı…Geçmezler tabii, televizyonları izleyerek kendimizi dinlemeyi unutuyoruz. Acı olan gerçekliğimizle karşılaşmak zor ve sancılı bir süreç, hele bunun sonucunda bir aksiyona geçmek çok daha fazla zorlu. Evet film canımı acıttı. Değer verdiğim şeyleri yeniden sorgulamaya yöneltti. Zaten hali hazırda bir çok şeyi hayatımdan çıkarmış, onsuz olmaz , bunsuz olmaz denilen şeylere rağmen ayakta durabilmeyi başarmıştım ama daha gidecek çok uzun bir yolum var. Hala kendimi esir (köle) ve işe yaramaz hissediyorum. Her şeyin önce kendimi dinleyerek başlaması gerektiğini de gayet iyi biliyorum. Hayatta doğru değerlere önem vermeyi düşündüm bir kez daha. Bu kez kızım için de. Paraya değil, mutluluğa; lükse değil, özgürlüğe, sevgiye, dostluğa ve anı yaşamaya değer vermeli insan. Dönüp arkasını baktığında geriye hep gülümseyecek şeyler kalmalı aklında. Hem bu illa doğanın içinde köy hayatı yaşamak değil bazen sevdiğin işi sevdiğin insanlarla yapmak demekte olabilir. Bambaşka bir işin içinde olmakta… Yeter ki o tatmin duygusunu nasıl bulacağımızı bilelim.

Dün film üzerine Dorukla konuştukça, kabullenemediğimi anladım, onun kisi ise tamamen kabulleniş üzerineydi. Durumu kabullenmiş, yapılacak şeyi bulmuş ve aksiyona geçmişti. Bense ondan çok daha fazla kayıbım. Filmden bazı kareler -ki onlarda özellikle üzerinde durmuşlardı bu karelerin- daha fazla dikkatimi çekti.

“Neden istiyorsun bu arsayı almak?”
“Gelirim işte yazları”
“Senede kaç defa çıkabiliyorsun tatile?”
“İşte ancak 1 hafta”
“Kaç yaşındasın?”
“60”
“Hadi diyelim 30 sene daha yaşadın, senede bir haftadan eder 210 gün. 210 günün kaldı.”

Ah dedim hesaba bak, emekliliği geç, zaten emekli olduğumuzda bir çok şey için çok geç olacak. Yaşlanmış olacağız ne kadar iyi bakarsak bakalım kendimize. Bir çok şeyi yapmak zor gelecek. 210 gün evet , hadi 2 hafta dedin sen buna 420 gün. Ne farkeder? Acınası değil mi? Döngünün içinde yuvarlanmak…Çalışıp satın almak, satın alıp çalışmak zorunda kalmak. Hayır! Bir yerden yavaş yavaş dur demeli. Gerçek tatminin doğayla baş başa olunduğunda, sevilen şeyi yaptığımızda, birilerini mutlu ettiğimizde geldiğini hatırlamak gerek. Satın almaların ne kadar geçici mutluluklar olduğunu düşünmek ve gerçekten buna ihtiyacım var mı demek gerek.

Filmde dikkatimi çeken bir nokta daha vardı. Hayatın değeri ölümle anlatılıyordu. Ne kadar doğru aslında…Hayat ölüm var diye güzel. Bunu kabullenmek zor olsa da, öyle.

Filme dönersek; hissettiklerimin hepsi güzel kelimelerle anlatılıyordu filozofun ağzından. Birol Güven çok güzel yazmış, hoş bunun bir sinema filmi olması da olayın doğasına ters ya neyse icon smile Mandıra Filozofu 

Filmden bazı sözler;

“Ben çalışmaya karşıyım, çalışmak modern köleliktir.”

“Ne kadar ev alırsan al, oturacağın bir tanesi.”

“İnsanlar emekli olunca rahat edebilmek için bütün hayatları boyunca perişan oluyorlar. Ben zaten rahatım, neden emekli olayım ki? Hem bak doğaya, sen hiç emekli oldum deyip uçmayan kuş gördün mü? Emeklilikte bizlerin uydurması. Gerekli olduğu kadar yer, gerekli olduğu kadar çalışırım yeter.”

“Alarmlar çin işkencesi. Neden kendi biyolojik saatine güvenmiyorsun. Akşam uykum gelince uyur, sabah uykumu alınca uyanırım ben. Hem kim diyor ki, saat 12 olmadan yatılmaz diye. “

Ölüme koşuyorsun, bir dakka ne bu acele….

“Yavaş olacaksın dünyada, ne acelen var, hem unutma ki, en uzun yaşayan hayvan, en yavaş olan kaplumbağadır.”

“Ben biriktirmem, ne gerek var. Yettiği kadar yer, yettiği kadar toplarım. Doğa ana yediğini geri verir tekrar. Mesela bir kaplan, açsa yer, toksa yemez, doymayan biziz.”

“Yani sen şimdi ülkedeki bütün yumurta fabrikalarını alacak kadar param var ama bir yumurta yiyemiyorum mu diyosun?”

24 300x168 Mandıra Filozofu

 

Birde aslında film Çökertme köyünde çekilmiş, ama yukarıdaki fotoğraf Amazonda çekilmiş, Club Amazon Bördübette, yani tam karşı koyda icon smile Mandıra Filozofu Burada denize girdiğim için de çok şanslıyım.

IMG 4311 300x200 Mandıra Filozofu

15 300x168 Mandıra Filozofu

Linki şurada:

http://www.mandirafilozofu.com/

Şurada da olaya sevdiğim komedyen Louis C.K. bakış açısı var:

 





Yorum Bırak